Yapay zeka son birkaç yıl içinde yalnızca yazılım dünyasını değil, onu ayakta tutan fiziksel altyapıyı da kökten dönüştürmeye başladı. ChatGPT, Gemini ve benzeri modellerin arkasında çalışan veri merkezleri, bugün hem dev şirketlerin hem de ülkelerin başlıca odak noktası hâline gelmiş durumda. Bugünkü mevcut altyapı, yapay zekanın eğitim (training) ve çıkarım (inference) aşamalarında ihtiyaç duyduğu devasa işlem gücünü karşılamakta artık yetersiz kalıyor. Bu yüzden dünyanın dört bir yanında veri merkezlerine trilyon dolarlarla hesaplanacak yatırımlar yapılıyor.
JLL tarafından yayımlanan 2026 Küresel Veri Merkezleri Raporu’na göre, küresel veri merkezi kapasitesi 2030 yılına kadar neredeyse iki katına çıkarak 103 gigawatt seviyesinden 200 gigawatt’a ulaşacak. Bu büyümenin gerçekleşebilmesi için önümüzdeki beş yıl içinde toplamda 3 trilyon dolara varan bir yatırım gerekecek.
Yapay Zeka, Veri Merkezlerinin Ekonomisini Baştan Yazıyor
Bu hızlı büyümenin arkasındaki temel itici güç ise tahmin edileceği üzere yapay zeka iş yükleri. Geleneksel veri merkezleriyle kıyaslandığında, yapay zeka eğitimi için kullanılan tesisler 10 kata kadar daha yüksek güç yoğunluğu talep ediyor. Bu da yalnızca teknik altyapıyı değil, sektörün ekonomik dengesini de değiştiriyor.
Microsoft, Google, Meta gibi dev teknoloji şirketleri, yalnızca 2024–2026 döneminde veri merkezleri için 1 trilyon dolarlık bir harcama planlıyor. Ancak aynı anda yaşanan arz sıkıntıları ve bazı bölgelerde dört yılı aşan elektrik şebekesi bağlantı süreleri, sektörde ciddi bir darboğaz yaratmış durumda.
JLL, yapay zeka iş yüklerinin 2030 yılına gelindiğinde toplam veri merkezi kapasitesinin %50’sini oluşturacağını öngörüyor. Bu oran 2025 itibarıyla yaklaşık %25 seviyesinde. Raporda özellikle 2027 yılına, kritik bir kırılma noktası olarak işaret ediliyor. Bu tarihten sonra, yapay zeka modellerinin gerçek zamanlı kullanımına yönelik çıkarım (inference) iş yüklerinin, eğitim amaçlı kullanımı geride bırakması bekleniyor.
Asıl Darboğaz Elektrikte: Enerji Yarışı Kızışıyor
Veri merkezlerinin önündeki en büyük engel ise artık bina ya da donanım değil, elektrik. Goldman Sachs’a göre veri merkezlerinin enerji talebi, 2023 seviyelerine kıyasla 2030’a kadar %165 artacak. Bu artış, mevcut elektrik şebekeleri üzerinde benzeri görülmemiş bir baskı yaratıyor.
Birçok ana pazarda şebekeye bağlantı sürelerinin dört yılı aşması, veri merkezi işletmecilerini alternatif çözümlere yöneltmiş durumda. Şirketler artık yalnızca şebekeden elektrik almakla yetinmiyor; yerinde enerji üretimi, büyük ölçekli batarya depolama sistemleri ve uzun vadeli enerji anlaşmaları da gündeme geliyor.
Bu noktada teknoloji devleri ile enerji şirketleri arasındaki iş birlikleri dikkat çekiyor. Google, NextEra Energy ile birlikte kendi üretim ve depolama kapasitesine sahip, gigawatt ölçeğinde veri merkezi kampüsleri kurmayı planlıyor. Microsoft ise daha da ileri giderek, Pensilvanya’daki Three Mile Island nükleer santralinin yeniden devreye alınması için 20 yıllık bir enerji satın alma anlaşması imzaladı.
Rapora göre Amerika kıtası, küresel veri merkezi kapasitesinin yaklaşık %50’sini elinde tutarak liderliğini koruyacak ve 2030’a kadar en hızlı büyüyen bölge olacak. Asya-Pasifik bölgesinin kapasitesi 32 GW’tan 57 GW’a çıkarken, Avrupa, Orta Doğu ve Afrika toplamda 13 GW’lık ek kapasite kazanacak.
Tüm bu veriler bir araya getirildiğinde, yapay zekanın yalnızca yazılım dünyasında değil, enerji altyapısından gayrimenkule kadar uzanan çok katmanlı bir dönüşümü tetiklediği açıkça görülüyor.
Kaynak : https://www.donanimhaber.com/kuresel-veri-merkezi-kapasitesi-2030-a-kadar-iki-katina-cikacak–200655



