Almanya Başbakanı Friedrich Merz, ülkesinin nükleer enerjiden çıkış kararına ilişkin dikkat çeken bir değerlendirmede bulundu. Merz, Almanya’nın nükleer enerjiyi tamamen terk etmesinin ciddi bir “stratejik hata” olduğunu kabul ederek bu tercihin enerji dönüşümünü dünyanın en pahalı süreci haline getirdiğini söyledi.
Merz, nükleer enerjinin elektrik üretimindeki payının tamamen ortadan kaldırılmasının planlama süreçlerini zorlaştırdığını ve maliyetleri ciddi şekilde artırdığını vurguladı. Bir dönem Almanya’nın enerji karmasında önemli bir yer tutan nükleer santrallerin devreden çıkarılmasının bugün hem ekonomik hem de lojistik açıdan ağır sonuçlar doğurduğunu ifade etti.
Almanya neden nükleer santrallerini kapattı?
Almanya’nın nükleer enerjiden çıkış süreci 2011’de Japonya’da yaşanan Fukuşima nükleer felaketinin ardından hız kazandı. Dönemin Başbakanı Angela Merkel liderliğindeki hükümet, kamuoyundaki güvenlik endişeleri doğrultusunda nükleer santrallerin kapatılmasını öngören politikayı hızlandırdı. Amaç, nükleer riskleri azaltmak ve enerji üretiminde yenilenebilir kaynaklara yönelmekti. Bu çerçevede yaklaşık 20 yıllık bir süreçte çok sayıda reaktör kapatıldı ve Nisan 2023’te faaliyette olan son üç nükleer santral de devre dışı bırakıldı. Böylece Almanya, yaklaşık 60 yıllık nükleer enerji kullanımına tamamen son vermiş oldu. Nükleer enerji bir zamanlar Almanya’nın enerji ihtiyacının yüzde 28’ini karşılıyordu ve 21 GW kapasiteye sahipti.
Şimdi ise maliyetler tırmandı
Merz’e göre sorun yalnızca nükleer santrallerin kapatılmasıyla sınırlı değil. Almanya’nın Energiewende olarak bilinen enerji dönüşüm politikası kapsamında yenilenebilir kaynaklara yaptığı yoğun ve hızlı yatırımlar süreci olağanüstü pahalı hale getirdi. Merz, “Almanya kadar işleri zorlaştıran ve pahalılaştıran başka bir ülke tanımıyorum” sözleriyle eleştirisini sertleştirdi.
Nükleer enerjiden çıkış aynı zamanda elektrik fiyatları, şebeke istikrarı ve enerji ithalatına bağımlılık gibi başlıklarda da tartışmalara yol açıyor. Özellikle Rusya-Ukrayna savaşı sonrası yaşanan jeopolitik gerilimler ve fosil yakıt piyasalarındaki dalgalanmalar, Almanya’nın enerji güvenliğini daha kırılgan hale getirdi.
SMR reaktörler bir seçenek
Nükleer santrallerin yeniden açılmasının teknik ve ekonomik açıdan gerçekçi olmadığı genel kabul görse de, hükümet çevrelerinde küçük modüler reaktörler (SMR) gibi ileri nükleer teknolojilere yatırım yapılıp yapılmaması gündeme gelmiş durumda.
Öte yandan AB Komisyonu’nun yeşil ışığıyla Almanya, yeni doğalgaz santrallerini destekleme planını hayata geçirebilecek. 12 milyar euro değerindeki destek paketi sayesinde hükümetin bu yıl 8 gigavat kapasiteli yeni doğalgaz santralleri için teklif çağrısı yapmayı planladığı belirtiliyor. Bu santrallerin ise 2031 yılına kadar devreye girmesi bekleniyor. Ayrıca, daha düşük karbon salımı olan enerji kaynakları veya hidrojenle çalışabilecek gaz santralleri için 4 gigavatlık ek kapasite öngörülüyor. Son yıllarda ise dünyanın yeniden nükleer enerjiye dönüş yaptığı görülüyor. Dünya Nükleer Derneği (WNA) verilerine göre halihazırda dünya çapında yaklaşık 70 reaktör inşaat halinde. Ayrıca yaklaşık 115 reaktör daha planlan aşamasında. İnşaat halinde ve veya planlanan reaktörlerin çoğu Asya’da bulunuyor. Son 20 yılda, 102 reaktör devreye girerken 106 reaktör devreden çıkmış durumda.
Kaynak : https://www.donanimhaber.com/almanya-basbakanindan-nukleer-enerji-itirafi-stratejik-hataydi–200921



