Son dönemde yapay zekâ alanında yaşanan patlamanın göz ardı edilen en büyük yan etkilerinden biri de giderek artan enerji ihtiyacı oldu. İklim değişikliğine karşı mücadele kapsamında ev tipi ampullere bile daha çevre dostu alternatifler üreten teknoloji dünyası, koca şehirlere eş değer elektrik tüketen veri merkezleri konusunda ise çok daha hoyratça davranıyor. Bu noktada ortaya çıkan eleştirilere karşı öne sürülen argümanlardan biri ise yapay zekânın bu muazzam enerji ihtiyacını haklı çıkaracak kadar büyük faydalar sunacağı oluyor. Hatta yapay zekânın doğrudan iklim değişikliğiyle mücadele konusunda da insanların yardımına koşacağı savunuluyor ve 2030’a kadar küresel emisyonların yüzde 5 ila 10’unu azaltabileceğine dair projeksiyonlar paylaşılıyor. Ancak yayımlanan yeni bir rapor, bu argümanın altını dolduracak pek fazla kanıt olmadığını gösteriyor.
Yapay Zekâ Şirketlerinin Çizdiği İyimser Tablo ile Somut Veriler Örtüşmüyor
İklim odaklı sivil toplum kuruluşları Beyond Fossil Fuels ve Climate Action Against Disinformation tarafından bu hafta yayımlanan rapor, teknoloji şirketleri ve kurumsal kaynaklar tarafından öne sürülen 154 farklı “AI iklim için faydalı olacak” iddiasını mercek altına aldı. Enerji analisti Ketan Joshi tarafından kaleme alınan çalışmaya göre bu iddiaların yüzde 74’ü doğrulanabilir herhangi bir kanıt içermiyor. Yani sektörün iklim konusunda çizdiği iyimser tablo ile somut veriler arasında ciddi bir boşluk bulunuyor.
Raporda özellikle dikkat çekilen noktalardan biri, çevresel fayda atfedilen örneklerin büyük bölümünün bugünkü üretken yapay zekâ sistemlerinden ziyade daha eski ve görece daha az enerji tüketen makine öğrenimi uygulamalarına dayanması. Oysa son dönemde veri merkezi yatırımlarını ve enerji tüketimini hızlandıran asıl unsur, üretken yapay zekâ araçları. Analize göre ChatGPT, Gemini, Grok gibi tüketiciye dönük sistemler için doğrudan ve ölçülebilir bir emisyon azaltımı sağlandığını gösteren somut bir örnek bulunmuyor.
Araştırmacılar ayrıca sektörün sıklıkla referans verdiği kurumsal raporları da inceledi. Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) yapay zekânın iklim üzerindeki potansiyel etkilerine dair analizinin; akademik çalışmalar, şirket dokümanları ve doğrulanmamış iddialar arasında dengeli bir dağılım gösterdiği ancak ortaya konulan sayısal projeksiyonların tartışmalı olduğu belirtiliyor. Özellikle “AI, 2030’a kadar küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 5-10’unu azaltabilir” şeklindeki öngörülerin güçlü bir ampirik temele dayanmadığı ifade ediliyor.
Raporda dikkat çekilen bir diğer konu da yapay zekânın artan enerji maliyeti. Büyük dil modelleri ve üretken yapay zekâ sistemleri, devasa veri merkezlerinde eğitiliyor ve çalıştırılıyor. Bu merkezler yüksek miktarda elektrik tüketiyor. Google ve Microsoft gibi şirketler tarafından paylaşılan raporlar bile, son beş yıldaki emisyon artışının büyük ölçüde veri merkezlerinden kaynaklandığını doğruluyor. Enerji tüketimi konusundaki bağımsız araştırmalar da bu tabloyu destekliyor. Üç yıl önce ABD’deki toplam elektrik tüketiminin yüzde 3’ünü oluşturan veri merkezlerinin, 2030’a gelindğinde elektrik tüketiminin yüzde 8’inden sorumlu olması bekleniyor ki bu bile iyimser bir tahmin olabilir. Raporu hazırlayan uzmanlara göre “İklim için AI” söylemi, şirketlerin veri merkezlerinin giderek artan çevresel yükünü maskelemek için kullandığı bir dikkat dağıtma unsuru hâline gelmiş olabilir.
Sonuç olarak bu analiz, yapay zekânın iklim krizine çözüm olabileceği yönündeki iyimser anlatıya doğrudan bir meydan okuma niteliği taşıyor. Yapay zekânın potansiyel faydaları tamamen göz ardı edilmese de, mevcut üretken AI dalgasının enerji ayak izi hesaba katıldığında, sektörün çizdiği tablo ile gerçek dünya verileri arasında ciddi bir uyumsuzluk bulunuyor.
Kaynak : https://www.donanimhaber.com/yapay-zek-nin-iklim-faydalarina-dair-iddialarin-cogu-asilsiz–202195



